NURDAGINDAN's notes (59) 

Please wait...
Sorry, the note you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't post your note right now. Please try again later.
To post a note you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off notes.
Sorry, we can't delete your note right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of notes that can be posted in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to post notes disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish posting your note.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

To post a note, sign in with your Windows Live ID (it's your Hotmail, Messenger, or MSN account). Sign in


Don't have a Windows Live ID? Sign up

بسم الله الرحمن الرحيم
السلام عليكم ورحمة الله وبركاته

سُوۡرَةُ إبراهیم
بِسۡمِ اللهِ الرَّحۡمٰنِ الرَّحِيۡمِ

وَجَعَلُوۡا لِلّٰهِ اَنۡدَادًا لِّيُـضِلُّوۡا عَنۡ سَبِيۡلِهٖ‌ؕ قُلۡ تَمَتَّعُوۡا فَاِنَّ مَصِيۡرَكُمۡ اِلَى النَّارِ‏ ﴿۳۰﴾ قُلْ لِّـعِبَادِىَ الَّذِيۡنَ اٰمَنُوۡا يُقِيۡمُوا الصَّلٰوةَ وَيُنۡفِقُوۡا مِمَّا رَزَقۡنٰهُمۡ سِرًّا وَّعَلَانِيَةً مِّنۡ قَبۡلِ اَنۡ يَّاۡتِىَ يَوۡمٌ لَّا بَيۡعٌ فِيۡهِ وَلَا خِلٰلٌ‏ ﴿۳۱﴾ اَللّٰهُ الَّذِىۡ خَلَقَ السَّمٰوٰتِ وَالۡاَرۡضَ وَاَنۡزَلَ مِنَ السَّمَآءِ مَآءً فَاَخۡرَجَ بِهٖ مِنَ الثَّمَرٰتِ رِزۡقًا لَّـكُمۡ‌ ۚ وَسَخَّرَ لَـكُمُ الۡـفُلۡكَ لِتَجۡرِىَ فِى الۡبَحۡرِ بِاَمۡرِهٖ‌ۚ وَسَخَّرَ لَـكُمُ الۡاَنۡهٰرَ‌ۚ‏ ﴿۳۲﴾ وَسَخَّرَ لَـكُمُ الشَّمۡسَ وَالۡقَمَرَ دَآٮِٕبَيۡنِ‌ۚ وَسَخَّرَ لَـكُمُ الَّيۡلَ وَالنَّهَارَ‌ۚ‏ ﴿۳۳﴾

Ibrahim
Rahman ve rahîm olan Allah'ın adıyla

(İnsanları) Allah yolundan saptırmak için O`na ortaklar koştular. De ki: (İstediğiniz gibi) yaşayın! Çünkü dönüşünüz ateşedir. (30) İman eden kullarıma söyle: Namazlarını dosdoğru kılsınlar, kendisinde ne alış-veriş, ne de dostluk bulunan bir gün gelmeden önce, kendilerine verdiğimiz rızıklardan (Allah için) gizli açık harcasınlar. (31) (O öyle lütufkâr) Allah`tır ki, gökleri ve yeri yarattı, gökten suyu indirip onunla rızık olarak size türlü meyveler çıkardı izni ile denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi; nehirleri de sizin (yararlanmanız) için akıttı. (32) Düzenli seyreden güneşi ve ayı size faydalı kıldı geceyi ve gündüzü de istifadenize verdi. (33)
صدق الله العظيم

Ibrahim
In the name of Allah, the Beneficent, the Merciful
And they set up rivals to Allâh, to mislead (men) from His Path! Say: "Enjoy (your brief life)! But certainly, your destination is the (Hell) Fire!" (30) Say (O Muhammad SAW) to 'Ibâdî (My slaves) who have believed, that they should perform As-Salât (Iqâmat-as-Salât), and spend in charity out of the sustenance We have given them, secretly and openly, before the coming of a Day on which there will be neither mutual bargaining nor befriending. (31) Allâh is He Who has created the heavens and the earth and sends down water (rain) from the sky, and thereby brought forth fruits as provision for you; and He has made the ships to be of service to you, that they may sail through the sea by His Command; and He has made rivers (also) to be of service to you. (32) And He has made the sun and the moon, both constantly pursuing their courses, to be of service to you; and He has made the night and the day, to be of service to you. (33)
صدق الله العظيم
Give You...
Oct. 31
ayla aylawrote:
Hakiki dost şifadır..

Hastalıkların tedavisi sadece bir takım iğne ve haplardan ibaret değildir..
Allah (c.c) Kur’ân-ı Kerîm’de, Kur’ân ve balın şifa olduğunu beyan ediyor.
Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v) fakirleri doyurmanın, yetimi sevindirmenin, sadaka vermenin, tebessümün… de birçok hastalıklar için şifa olduğunu haber veriyor.
Hz. Dâvud Aleyhisselâm’ın hikmetli bir sözü vardır. Der ki:
“Dostlardan ayrı kalmak kişiyi hasta eder.”
Demek ki, hakiki dost da birçok hastalıklar için şifa oluyor.
Hakiki dostluk Allah (c.c) için olanıdır. Bundan dolayı hakiki dostlar demişler ki:
Fâni dünyanın padişahı değiliz.
Gönül hırkalarını yamar giyeriz.
Dostlarla ağlar dostlarla güleriz…
Dostlarla gülüp dostlarla ağlayabilmek; böyleleriyle dostluk bağları oluşturabilmek mesele budur.
Böyle dostların yokluğudur insanları hasta eden.
Şair Bâki’ye arkadaşları kaç çeşit dost var diye sorarlar.
Bâki, üç çeşit dost olduğunu söyler ve şöyle sıralar:
“Bir dost vardır gıda gibidir, onu her gün ararsın
Bir dost vardır ilâç gibidir, icâb ettiğinde ararsın.
Bir dost vardır ki hastalık gibidir, o seni arar.”


Hadi, kendinizi tahlil edin bakalım, sizin dostluğunuz ve dostlarınız hangi gruba giriyor?
Dostlarınız ne kadar çok olursa olsun katiyyen bezginlik göstermeyin.
Dostları çoğumsamayacağız, bin dostumuz da olsa.
Düşmanlarımızı da bir tane bile olsa azımsamayacağız.
Dinimizin düşmanı câmi bile yapsa onu “Mescid-i Dırar” bileceğiz.
Dostlarını asla üzmeyeceksin; nasıl olsa onlar sadık diyerek ihmâl de etmeyeceksin.
Senin dostluğun eline geçen makam, mevki, şan ve şöhretle birlikte netleşir.
Eba Müslim Horasanî’nin enfes bir tespiti vardır.
Levha yapıp duvarlara asılması her gün de okunması gereken bir tespit.
O diyor ki:
“Onlar, zararlarından emin oldukları için dostlarını uzak tuttular.
Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakınlaştırdılar.
Yakınlaştırılan düşman dost olmadı.
Ama uzaklaştırdıkları dost düşman oldu.
Herkes düşman safında birleşince yıkılmaları mukadder oldu.”
Bu meyanda Hz. Ali (RA)’nin bir sözü burada yerini almalı.
Diyor ki:
“Dostların kâlbini kırmakla düşmanların arzularına hizmet etmiş olursun…”
Dostunu-düşmanını tanıyamamak denilen şey de bu olsa gerek.
İmam-ı Şâfii rahmetullahi aleyh hazretleri de dostluk hakkında hep kulaklarımızda küpe gibi kalması gereken şu tespitinde der ki:
“Zor günde faydası olmayan arkadaş,
Düşmanına yakındır kıyaslanırsa,
Hangi asırda yaşarsa yaşasınlar,
Gerçek dostlar ve kardeşler,
Ortaya çıkar o kederli ânlarda…”
Batı ve Batılı kafa yapısına sahip kimselerden gerçek dost olmaz.
çünkü Batılı insanın kafası bakkal terazisi gibidir.
Hep maddî düşünür.
Ne kadar menfaat koyarsan o kadar dostluk alırsın.
Onların dostluğu, arkadaşlığı, akrabalığı, komşuluğu hep menfaate dayanır. Batılı’nın aklı kendi eliyle yapıp istasyonlara koyduğu gazoz makinesi gibidir.
Bu makineye para atmazsan nasıl gazoz çıkmazsa, Batılılara da menfaat vermezsen dostluk alamazsın.
Sadece menfaate dayanan Batı dostluğuna kanmak şuursuzluğun neticesidir.
Dostlarımıza bakalım; hakiki mi sahte mi?
Denemeden de anlayamayız.
Muhtaç olduğumuz anlar denemek için bir fırsattır.
Oct. 18
GÜLİSTANwrote:
Bayramdır, sevinelim.
Bayramdır, eğlenelim.

Bayramdır, eşi dostu, akrabayı, konu komşuyu ziyaret edelim. Gönül alalım. Sevincimizi, sevgimizi paylaşalım. Değer verelim, ikramlarda bulunalım. Güler yüzle, sıcak gönülle karşılayalım ve karşılaşalım. Ama
haramlardan sakınarak…

Bayram böyle bir şey işte… Hem seviniyoruz eğleniyoruz, hem de sevap alıyoruz. Bayramlarda sevinip eğlenmek, sevindirmek, gönül almak sünnettir, hepsi birer ibadettir. Sevinerek, eğlenerek sevap kazanmak
ne hoş…
HAYIRLI BAYRAMLAR...SEVGİLERİMLE...
Sept. 20
ayla aylawrote:
"Kim erdemine inanarak ve sevabını umarak Kadir Gecesini ihya ederse Allah onun bütün geçmiş günahlarını bağışlar" HADİS'İ ŞERİF"
Sept. 15
ayla aylawrote:
Ramazan'da bu 8 kurala dikkat edin

Sıcak havalarda, fazla fiziksel aktivite yapıldığında, fazla proteinli ve tuzlu besinler tüketildiğinde terleme ile atılan sıvı miktarı da
artıyor. Böyle durumlarda vücudun sıvı/su gereksinmesinde de artış oluyor.

Hacettepe Üniversitesi'nden Prof. Dr. Sevinç Yücecan, oruç tutanları, sahur ve iftar sırasında dengeli sıvı tüketimine dikkat etmeleri
konusunda uyardı ve beslenmenin 8 altın kuralını verdi...

KOMPOSTOSUZ ASLA

Prof. Dr. Yücecan, şunları söyledi: "Oruç tutanlarda su kaybı olduğu için komposto, hoşaf gibi yiyecekler ve meyve suları iyi birer
seçenek olabilir. Ramazanda sağlıklı beslenmek için çeşitli besinlerden oluşan karışık bir diyetin ve bir öğünde yenecek yiyeceklerin
yaklaşık iki saat içinde tüketilmesi gerekiyor."

SAHURDA ET YİYİN

Prof. Yücecan, Ramazan ayı boyunca doğru ve sağlıklı beslenmek için dikkat edilmesi gereken 8 altın kuralı da açıkladı;

1- Sahur yemeği, kişiyi gün boyunca oruca hazırlayan bir öğündür. Bu nedenle sahuru atlamayın.

2- Sahurda emilimleri diğer besinlere kıyasla daha yavaş olan, kan şekerini daha yavaş yükselten ve diğer besinlere kıyasla
daha fazla tokluk hissi oluşturan et, süt, peynir, yoğurt, yumurta gibi besinler ve/veya bu besinlerden oluşan yemekler tüketin.
Sebzeli börekler ve meyve de yenebilir.

3- Aşırı tuzlu yiyecekler ve içecekler örneğin turşular, tuzlu ayran, ağır tatlılar , börekler gün boyunca kişiyi susatan türde yiyecekler
olduğundan sahurda yemeyin. Ayrıca mideyi uyarıcı olan çok acılı baharatlı yemeklerden de uzak durun.

4- İftarda ağır hamur işi yiyecekler, kızartmalar, baklavalar yerine çorbalar, haşlanmış-ızgara veya fırında pişirilmiş et ya da tavuk veya
hindi, sebze yemekleri, bol salata ve meyve tüketin.

SÜTLÜ TATLILAR TERCİH EDİN

5- Tatlı olarak daha hafif olduğu için sütlü ve (sütlaç muhallebi) meyveli tatlılar (elma, kabak, ayva tatlısı) tercih edin.

6- Vücudun su kaybını su, ayran, komposto, hoşaf ve meyve suları ile giderin.

7- Fazla miktarda yiyeceği kısa sürede tüketmeyin yavaş yiyin.

8- Diyabet, kalp ve damar hastalıkları olanlar ve ilaç kullanma zorunluluğu olanlar, mutlaka doktorunuza danışın! Bu durum gebe
ve emzikli kadınlar, yaşlılar, ağır işte çalışanlar için de geçerlidir.
Aug. 27
ayla aylawrote:
Bir Hadis Bir Yorum

"ARANIZDA SELÂMI YAYINIZ"

Meral Günel



Ebû Hüreyre (r.a.) den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu:

“Canım kudret elinde olan ALLAH’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız!”

(Müslim, İman 93-94)

İman, Kur’an-ı Kerim’deki tasviriyle kökü yerin derinliklerine işleyen, gövdesi ve dalları göğe yükselmiş bir olgudur. Çoğu zaman insanı varlığının bilincine yükselten bir merdiven görevi üstlenir, tırmandıkça yüceleceğimiz, indikçe alçalacağımız bir merdiven.

İman, Hz. Peygamber (sav)’e sorulan “en hayırlı amel hangisidir?” sorusunun cevabıdır. Bir hadis-i şerifte, iman etmenin insanı dönüştüren özelliği, birbirine eklenen zincir halkalarını çağrıştıracak şekilde şöyle sıralanıyor; İman-cennet- sevgi- selamlaşma

Hz. Peygamber, imanın kalpte yerleşmiş olmasının ölçüsünü mü’min kardeşini sevmek olarak belirlenmiştir. İslam’a göre her işin başı ve âhiretin yegâne geçerli akçesi olan iman ile sevgi arasındaki bağı en çarpıcı biçimde bu hadisinde dile getirmiş, konunun önemine binaen sözüne yemin ederek başlamıştır.

İman, nasıl cennete girebilmenin vazgeçilmez şartı ise, mü’min kardeşini sevmek de kâmil bir imana sahip olmanın biricik şartıdır. Mü’min, kendisiyle aynı imanı paylaşan herkesi, yine bu nedenle, aynı ALLAH’a iman ettikleri için, ırkına, rengine, yurduna ve diline bakmadan sevmek ve onlara karşı sorumluluk hissetmek durumundadır. Görünürdeki bazı farklılıklar bu sevgiyi engelleyen değil, renklendiren unsurlar olabilir ancak. Kısaca, cennet anahtarı olan iman, sevgi üretmelidir.

Sevgi, kuru bir sözden ibaret değildir, olmamalıdır. Hiçbir sevgi tohumu sulanmadan yeşermez. Mü’min kardeşinin sevinç ve üzüntüsünü paylaşmak, onlara yüreğimizde yer açmak olacaktır belki de bu tohumun can suyu. Yüreğimizde, çıkarcılığa dayanmayan, ön yargısız, beklentisiz bir sevgi yeşertebildiğimiz ölçüde imanımız kemâl bulacaktır.

Hadis-i Şerîfimiz bizi bu limandan koparmayacak önemli bir dayanak sunmaktadır; Selamlaşma. Selâmı yaymak, selamlaşmayı âdet haline getirmek, âdeti “selâmün aleyküm” ile duaya dönüştürmek… Selam, verenden alana bir iyi niyet ve güven mektubu sunmaktır. Dostluk ve barışın, karşılıklı konuşma ve anlaşmaya hazır oluşun ilk göstergesidir. Dillerden gönüllere köprüler kurmaktır. Selâmı yaymak, sevginin sebebi, sevgi, imanın olgunluğunun temelidir.

Allâhümme ente’s-selâm, ve minke’s-selâm. Tebârekte yâ ze’l-celâli ve’l-ikram

“ALLAH’ım, Selâm olan sensin, esenlik de sendendir. Sen celâl ve ikram sahibi yücesin.”


kaynak:sonpeygamber
Aug. 15
ayla aylawrote:
KURAN'I KERİM TÜRKÇE MEALİ
(ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR)


65-TALAK:

1 - Ey Peygamber! Kadınları boşamak istediğiniz zaman onları iddetleri içinde boşayın ve iddeti de sayın. Rabbiniz Allah'tan korkun. Apaçık bir hayasızlık yapmaları hali bir yana, onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilmezsin, olur ki Allah, bundan sonra bir durum ortaya çıkarıverir.



2 - Sürelerinin sonuna vardıklarında onları güzelce tutun, yahut güzellikle onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi şahit tutun. Şahidliği Allah için yapın. İşte Allah'a ve son güne inanan kimseye öğütlenen budur. Kim Allah'tan korkarsa Allah ona bir çıkış yolu yaratır.



3 - Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah'a güvenirse O, ona yeter. Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.



4 - Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, henüz âdetini görmemiş bulunanlardan eğer şüphe ederseniz (iddetlerinin nasıl olacağında tereddüt ederseniz), onların bekleme süresi üç aydır. Gebe olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları, doğum yapmalarıdır. Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.



5 - Bu, Allah'ın size indirdiği buyruğudur. Kim Allah'tan korkarsa Allah onun kötülüklerini örter ve onun mükafatını büyütür.



6 - O kadınları, gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun ve onları sıkıştırmak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Şayet gebe iseler, yüklerini bırakıncaya kadar onları besleyin. Sonra sizin için emzirirlerse ücretlerini verin ve aranızda güzellikle konuşup danışın. Güçlük çekerseniz çocuğu, başka bir kadın emzirecektir.



7 - Eli geniş olan genişliğine göre nafaka versin. Rızkı kısılmış bulunan da Allah'ın kendisine verdiğinden versin. Allah bir kişiye ne vermişse ancak onu teklif eder. Allah bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.



8 - Nice kent var ki Rablerinin ve O'nun elçilerinin emrine başkaldırdı, biz de onları çetin bir hesaba çektik ve onlara görülmemiş şekilde azab ettik.



9 - İşlerinin vebalini tattılar. İşlerinin sonucu tam bir hüsran olmuştur.



10 - Allah onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. O halde ey inanan akl-ı selim sahipleri! Allah'tan korkun, Allah size bir uyarıcı gönderdi.



11 - Size Allah'ın açık açık âyetlerini okuyan bir elçi (gönderdi) ki inanıp faydalı işler yapanları, karanlıklardan aydınlığa çıkarsın. Kim Allah'a inanır ve yararlı iş yaparsa (Allah) onu, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. Allah ona gerçekten ne güzel rızık vermiştir.



12 - Allah O'dur ki yedi göğü ve yerden de onlar kadarını yarattı. Emir bunlar arasında iner ki Allah'ın her şeye kâdir olduğunu ve Allah'ın bilgisinin, her şeyi kuşattığını bilesiniz.
Aug. 12
ALLAH'ın daveti üzerine peygamberiz bir gece melekler tarafından mekkeden kudüse götürülmüştür. Burada cebrail ile birlikte bütün gökleri aşarak ''sidretül münteha'' denilen makama yükselmiş ve ALLAH ile görüşmüştür. Bu yolculuğun Mekke?den Kudüs?e kadar olan bölümüne isra Kudüs?ten ALLAH ile görüşmesine kadar ise Mirac denir. Bu görüşmede pegamber efendimize ümmet'i için vakit namaz ve Mirac hediye edilmiştir. Hayırlı Kandiller!
Aug. 5
SENİ SEVİYORUM
Yıkık kent sevdası işte bitiyor...
Oysa sen dokunurken bu şehre, şehir inlerdi.
Adımlarından anlardım gelişini
Bir çok insan yürüyor şimdi adımlarını sürüdüğün caddelerde…
Ama hiçbiri senin yüzündeki tebessümü vermiyor bu kez benim yüzüme

Şimdi gidişini herkes göz yaşlarımdan anlıyor.
Sen olmayınca, hiç kimse olamıyor hiçbirşeyim…
Eyleme dayalı göz yaşlarım akmaktalar bir bir…

Dünyanın umurunda mısın?
Oysa ben seni dünyanın şahdamarı sanırdım.
Yıkılan kent sevdası işte burada biter
Yaşlı gözler elbet bir gün diner
Bir sevda kendini düne armağan eder.
Sayısız sevmelerim şimdi neye yarar
Ya da geç kalmış pişmanlıklarım…

Yaram az artık bana…
Şimdi seni sonbahara sığdırıp tüm mevsimlerimi yaza gebe bırakıyorum.
Sesi değince yüreğime başkalaşan adam!...
Hangi bahar hazır olursun aşkıma?
Bekleyim, sırtımda bıçak gibi keskin duran soğuğumla…

Yaşanmışlıklarını sen biriktir öyle gel!...
Ben yaşayamadıklarımla özlerim seni yine
Kin vurmaz yüzüme bilirsin
Bencillik nedir bilmem ben…
Mart soğuğu değerken tenime, sen yaşa benim sahip olamadıklarımı…
Yarınlar uzak değil biliyorum.
Ellerin arayacak beni zamansız…
Biliyorum…

Sesi değince yüreğime sevda yeminini özleten adam!...
Gideceksin biliyorum.
Gecikmedin gitmek için, geldiğin kadar geç kalmadın yani
Bu kadavra aşkımın yüzüne bile bakmadan
Şehrimi enkaza teslim edip gittin…

Güzel bakışlı, masal yüzlü dev Kahraman!
Ne çok büyüttüm gözümde seni ve ne kadar çok büyüdüm gidişinle
Mevsimsiz bir yalnızlıkla sevdim seni
Sevdiğimden habersiz dolaşırken sen bu caddeleri
Kızıl nehirlerde boğulmamak için düşlerimi can simidi yaptım kendime…

Sen benim tekdüze edilmiş masalımdın…
Ben bir tek senin gözlerine kanardım.
Sen duymasan da ben söylerim, kulaklarında çınlasın…
Yaşıyorum, hep sana kalıyorum
Ve ben hep seni özlüyorum…
Duymadığın tek kelimeyi ödenmesi gecikmiş bir senet gibi
Haczedilmiş kıymetli düş gibi adrese teslim ediyorum…
Borcumun bedeliyse bu sözler
İşte ödüyorum…
SENİ SEVİYORUM...
July 21
ayla aylawrote:
"ORGANLARIMIZ KONUŞUYOR"
"-Artık dayanamıyorum, dedi göz. Günde altı-yedi saat TV seyrediyor. TV-den gelen radyasyon retina tabakamdaki koni hücrelerini mahvetti. Ya kirpiklerim, yıkanmadığından mikroplarla doldu, arpacık hastalığına teslim oldum."

Kulak lâfa girdi:

"-Ya ben? Şehrin gürültüsü yetmiyormuş gibi 100 desibelin üzerindeki metalik gıcırtılarla titreşmekten genç yaşta ihtiyarladım. Oysa zarım, orta kulak kemikçiklerim ve korti organım 20-60 desibele ayarlı. Direnecek gücüm kalmadı."

Kısık kısık öksürükler arasında akciğerlerin homurtusu duyuldu:

"-Bir de bana sorun arkadaşlar halimi. Sahibimiz günde iki paket sigara içiyor. İncecik nazik zarlarla yapılmış alveollerim, soba borusu gibi simsiyah kurumlarla kaplandı. Nefes alamıyorum, boğulmak üzereyim."

Yanık kokuları sala sala deri geldi:

"-Ah kardeşlerim, ya benim derdim. Güzellik uğruna her yaz kızgın güneşlerin altında saatlerce kavruluyorum, neredeyse kansere yakalanacağım."

Dil söylenmeye başladı:

"-Yedikleri, içtikleri şeyleri hiç sormayın. En asitli koladan, bin bir çeşit alkollü içkiye kadar beni mahvedecek ve sizleri de öldürecek ne varsa içiyor. Üstelik abur-cubur yiyip komşum dişleri de fırçalamıyor bile. Bakteri yuvasına döndük. Kokuyoruz.

Kaşına kaşına ayaklar lâfa girdi:

"-Bütün gün üzerimde şişman birini taşımak ne demek, bana sorun. Üstelik tırnaklarım yıkanmadığından pislik ve mikrop dolu. Mantar hastalığı çekiyorum. Kaşınmaktan yara bere içinde kaldım. Yeter artık."

Beyin konuşmalara katıldı:

"-Tefekkür için, Yaratanı (cc) bulmak, tanımak için, Onun rahmetini, şefkatini, güzelliğini ve diğer isimlerini, kâinatta harf harf söküp okumak için yaratılmıştım. Sizler de bana bu konuda yardımcı olacaktınız. Oysaki yalana, düzenbazlığa, kurnazlıklarla haram yollarda menfaat peşinde koşmaya harcandım. Hakkımı istiyorum."

En sonunda kalp, manevî boyutuyla birlikte, ağır ağır adımlarla yanlarına geldi:

"-Hepiniz haklısınız. Ama bir de beni dinleyin. Ben manevî yönümle, sonsuza kanatlanıp uçmak için yaratıldım. Rabbimize aşık olmak için varım. Bunun için kâinatı, Yaratandan dolayı her şeyiyle sevebilecek kapasitedeyim. Yaratana kul olma makamının başında ben gelirim. Ben bir çekirdeğim. Büyüyüp kocaman bir ağaç olabilirdim ki o ağacın kökü iman, gövdesi sevgi, meyvesi Yaratana kul olmaktır. Bir de şu halime bakın. Mala, mülke, cismanî zevklere harcandım. Kula kul oldum. Yalancı sevdaların peşinde perişan oldum. Maddî boyutumda ise, yanlış beslenme, sigara ve tembellik yüzünden koroner damarlarım tıkandı, artık yaşamak istemiyorum."

Bütün organlar ayaklanmıştı, sesleri giderek yükseliyordu ki pürtelaş önsezi koşarak geldi.

Arkadaşlar, koca bir kâinat dolusu kızgın kalabalık buraya doğru geliyor. Aralarında kimler yok ki? Etini, sütünü veren koyundan, bir kilo bal için on binlerce çiçek dolaşan arıya, fotosentezle çamurlu bir suyu bir bir kimyevî işlemden geçirip elma, incir, üzüm yapan ağaçlara, bir lâmba gibi hiç durmadan yanarak dünyayı aydınlatan güneşe kadar, karıncadan yıldızlara bütün varlıklar bir ordu gibi buraya geliyorlar. Kızgın ve öfkeli, haklarını almak için geliyorlar. Bize katılacaklarmış.

Bu haber üzerine bütün organlar sahiplerini Rablerine (cc) şikâyete karar vermişti ki yollarını gözleri yaşlarla dolu ümit kesiverdi.

"-Durun kardeşlerim. Biraz daha sabredelim. Şikâyetimizi geleceği kesin olan Âhiret gününe saklayalım. Belki bu süre içinde sahibimiz pişman olur, kul olduğunu hatırlar, Müslümanca yaşayıp tövbe eder."

Evet, bu hikâyenin sonu nasıl biter bilinmez, ama bilinen bir şey varsa o da hepimizin verilen nimetlerden teker teker sorulacağı.
July 13
venom zehirwrote:
steel_86_@hotmail.com
July 10
slm.hoş vede sıcak sohbet için seni bekliyorum.seximan3434@hotmail.com
July 10
seni skmek için yanıyorum amcıgına boşalmak için ölüyorum
July 9














SANA TESLİM HER GÜNüm


Zemherinde gecenin ağlayan bir yıldızım
Sormasınlar adımı esen deli poyrâzım
Kimseye yok sitemim, ne de çileli nazım
Sanmasınlar güneşli, her dem karlıdır yazım
-Kahkahalardan bıktım, tebessümümde eylül
-Hükmü yok acıların, alıştı artık gönül.

Yapraklar düşüyorken yasımda gözyaşı var
Solan her umudumda yeniden doğar efkâr
Sûretim taş misali, siretim de hep rüzgâr
Susmaktan yoruldu dil, içimde sönmüyor hâr
-Ya durulsun sularım, ya da hemen akayım
-Tahammülüm kalmadı hep sürgünde ak ayım.

İniltiler yükselir sûkutumda hıçkırık
Sözümde prangalar, duvarlarımda çığlık
Bin parçaya bölündüm hücrelerimde kırık
Bir bütün olamadım toprağım bile yarık
-Cümleler kirlenmesin, edebimden sövemem
-Susarım daha iyi, yalancıktan övemem.

Ansızın çıkıp gelir sakladığım hayâller
Düşlerim firâr eder, akar özümden seller
Dal tutmazsa yaprağı alır götürür yeller
Susuşları görmedim hep boş konuşur eller
-Anlamsız cümlelerin ayazında üşürdüm
-Şimdi dilim yanıyor, heceleri düşürdüm.

Dünyanın kucağında acının rengi siyah
Düştüğüm hatalardan dilimde tükenmez âh
Pişmanlık her zerremde beklerim her an felâh
Şu matemli gönülde, tesellimdir inşirâh
-İsmini sayıklarım, her nefeste hakikat
-Görmemek gafilliktir haykırırken kâinat.

Kabul eyle ne olur kapında divâneyim
Affına muhtaç olan bir garip virâneyim
İsmine hayrân bu can, sana meftun sineyim
Benden razı ol diye, izinde revâneyim
-Al kalbimi eline bu çöllerde sürgünüm
-Âlemlerin Rabbisin, sana teslim her günüm.



Nurcan Avcı















FİKRİMİN İNCE GÜLÜ

Bütün dostlara sevgiyle geçecek saatler dilerim

SEVGİMLE KALIN








July 6
EY NEFIS! KIYAMET’i OKU!

""Yemin olsun kıyamet gününe
Yemin olsun kendini kınayan nefse
...
İnsan zanneder mi ki başıboş bırakılacak
...
Bütün bunları yapan ölüleri yeniden diriltemez mi?
(Kıyamet: 1-2...36...40)""
EY HER ÂNININ ölümüyle lezzetindeki elemi tattığı halde hâlâ den’i olana hırsla sarılan nefsim!
Sanki dünya olmuşsun da ömrünün kıyamete kadar süreceğini vehmedip habire erteleyip duruyorsun.
Heyhat! Nice kıyametler kopmuş başına da farkında değil misin? Yakın olan her geleceğin aslında gelmiş olduğunu bilmiyor musun?

Ey nefis!
Geleceğin geçmiş olsa da yaptıkların mazi olmaz. Hep hafa toprağınde durmaz. Bilmez misin ki kara toprak altında tesettür eden tohum misali, kusurların ahiret baharında dev ağaç büyüklüğünde yüzüne vurulur. Yoksa maziye gömüldü de kayboldu mu sanırsın?

Ne olacak küçük deyip de geçme. Kim bilecek deyip de aldanma. Toprağın altında kimsenin bilmediği nice zerre misal tohumcukların kalplerinde saklı olanlar dağ büyüklüğünde aşikâr edilir.

Şaşarım sana !
Ölüm yokmuşçasına geçmişini helak ettiğin gibi geleceğini de facir yapıp FECİR mi beklersin.

Ey aldanmış gafil!
Bütün yalancı ışıkların tutulduğu an, gölgeyi yok eden güneşin aydınlığında nereye kaçacaksın?
Rabbin mülkünün gayrını mı gördün de gaflete daldın.
Elindeki fenerin ışığı dünyana karabasanlar doldurmakta....
Daha ne kadar gözüne uyku bürümeyen RAKİBinden kaçacaksın.
Ama!... Deyişlerin yok mu?... “Daha zamanı var” deyişlerin....
Ele veriyor kendini sana.
Amalar şahittir AMAlarına.
Deve kuşu misali görmüyorumlara sığınıp kendini maskara yapma.
GEL DİNLE BENİ DE VAHYE KULAK VER.
Çıkmamış candan ümüdi kesme. Meleğin, kalbine Kur’an’ı okuyor dinle.
Hımm anladım deyip de acele etme.
Sabret!
“Bu, şu manaya gelir, bundan şunu çıkardım” deme.
Vahyin ışığında mücessem Kur’an olan kâinatı gözle.
Hele bir dinle! Hadisat üzerine yorum getirme hemen.
Bırak hadisat okutsun kendi yorumunu sana. Sen kalbine bildirileni söyle.
Rabbin bildirmekte acizmişçesine: “Ben buldum, anladım.” deme.
Fakat sen.. “Bana keşfedildi.” demeyi “keşfettim” demeye hiç yeğlemezsin.

Aah! Dünyanın fani yüzünün müstehzi ışıklarına aldanıp onunla kendi ahiret güneşini söndüren nefis!
Bilmez misin ki canının arzusunu Canan’ın rızası yaptığında huzur bulursun.
Güneşe bakan bensiz reşhanın ışıl ışıl parladığını nasıl da unutursun!
Bensiz ol ki din gününde senin de yüzün ışıldasın.
O gün ya gülen yüzler görürsün ya da asık çehreler.

Hatırla! Ölümün soluğunu ensende hissettiğin, hiç ardına bakmadan dakikalarca koştuğun zamanları. Nasıl da yüreğin küt küt atıyordu! Unuttun mu içinde yaşadığın kâinat genişliğinde kimsesizliğin, yapayalnızlığın ızdırabını. Nasıl da geceleri cesetler fırlatılıyordu üstüne. Uykudan karabasanlarla uyanıp yetimliğin ızdırabıyla hüngür hüngür ağladığın günleri anımsa.
Sen canı boğazına gelenleri de gördün. Onun etrafındakiler nasıl da çaresizlik içinde ah vah ediyorlardı.
Döşekteki gidişini anlayınca nasıl da bacakları birbirine dolaşmıştı.
Hani şu Allah’ı inkâr edeni hatırla! Nasıl da ölüm döşeğinde günlece ızdırapla bağırıp “Allah var, Allah var!” diye bütün köye işittirircesine haykırıyordu. Sahi neydi ona bunu söylettiren. O an nereye gideceğini görmüştü elbet. Keşke iman edip namaz kılmış olsaydı.
Hakk’a yüz çevirip yalanlayanların halini asıl o gün göreceksin. Mü’minlerle alay edip de arkadan gülüşenlerin halleri nicedir o gün.
İnsan nasıl da kendi kendine tuzak kuruyor!
Ettiklerinden dolayı kendine hep açık olan rahmete gözlerini yumuyor. Günahları pişmanlığına bir vesile iken
Rabbin rahmetine perde yapıyor onları.
Sonrada yüzleşmekten kaçarak temenni vari “Ölüp de dirilen kim var ki biz de dirilelim?” diyor. Ya da “Herkes aynı yolun yolcusu, bu kadar insan ne yaptıysa ben de onu yaptım.” deyip yaptıklarının hesaba çekilmeyeceğini sanır.

Ey nefis !
Sen de canım çekti, deyip durdun. Herkes gibi kalabalığa uydun. Korkmaz mısın canların çekildiği günden.
Unutma!
Kalbini dünyaya bağlayan bağlar sökülüp çıkarılırken yaşayacağın o ızdırap anında kimse yanında olmayacak. Acını kimse paylaşmayacak.
Heyhat ! Şaşarım sana!
İnsanı kâinat kıymetinde yaratan neyi gayesiz yapmış ki.
Gayesiz hareket eden bir zerre bulabilir misin bu âlemde.
Bir sinek bile başıboş bırakılmazken, nasıl sen boş kalabilirsin! Zerre kadar çekirdeği boşa çıkarmayan, nasıl senin yaptıklarını boşa çıkarır ya da görmezlikten gelir.

Sahi sen bir zamanlar görünmeyecek kadar küçük bir zerre diğil miydin? Sonra suyuna kan verilip, can verilmedi mi? Görünmez olan, aşikâr kılınmadı mı sana? O tek zerre içersinden erkek ve dişi her şey tefrik edilmedi mi? Kâinata bedel bir insan çıkmadı mı o zerrenin içinden?

Madem öyle zerre hükmündeki anlarının kâinat genişliğinde aşikâr edilmesinden korkmuyor musun?
Gel Rabbine dön ve nida et benimle!

Ey tohumu açan ve içinden hayatı yeşillendiren Rabbim.
Bizden tuba- i cennet olmayacak hiç bir tohum bırakma geriye.
Geceyi gündüze dönüştürdüğün gibi cehennem zakkumlarını netice verecek anlarımızı mağfiretinle cennet ağacını netice veren tohumlar eyle.
Huzurunda yüzümüzü kızartacak bir şey bırakma ki sana bakmaya yüzümüz olsun.

Mevlam cümle müslümanları "nefsinin" oyuncağı maskarası olmaktan muhafaza buyursun....Gayret kuvvet versin inşallahurahman.. Amin…
KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR ''



Hz.MUHAMMED
(S.A.V.)
July 5


yokluğun üşütür beni
ararım sıcaklığını
ararım kollarını
isterim sarsın bu öksüz sevdamı
dökülür dilimden sana şiirler
hasret damlar her bir şiirimden
çekerim
gecelerde hasretlerini
beklerim
gündüzlerimde tek bir haberini


isterim
yüreğimde seven yüreğini
ah gözlerim nasıl özler o gözlerini
ellerim yanar özlemelerinle
yanar tutuşur senin hasretinle
gel
yüreğimi verdim işte ellerine
yüreğim hasret
yüreğine


çığ olur hasretim, sana taşarım
yaş olur gözümde, sana ağlarım
sel olur durmadan, akar çağlarım
yakama yapışır deli bir özlem
dilime dolanır ahlı bir sitem
kıyamam yine ben sana,
hiç ah edemem
gitmek isterim bu sevdadan
çekip gidemem


özlemlerin kurşun olur
vurur her yerimden
hasretin tutuşturur yakar yüreğimden
umudum
bir kuş olur uçar gönlümden
bir sızıki sorma
sızım sızım sızlar ah derinden derinden


kapanmayan bir yara bu
durur durur kanar yeniden
yoksun işte üşüyorum sensiz
yoksun
yaşıyormuyum sensiz
insan yaşarmı hiç nefessiz
nefes alabilirmiyimki ben hiç
sensiz

üşüyor yüreğim gel ısıt beni
üşüyor ellerim gel tut ellerimi
üşüyor tenim gel sar tenime tenini
düğümlendi dudağımda gülücükler, sensizliğimden
gelde
çöz yeniden gülüşlerimi
sana sakladım tüm buselerimi
sakladım
sana sevmelerimi
üşütme artık seven yüreğimi
July 5
muammerwrote:
BABA OĞUL ATIŞMA
Âşık Şefkâtî
Böyle nasihatler her zaman olmaz,
Dinleyip geçenden olma haa oğlum.
Mazlumların ahı cezasız kalmaz,
Sakın ah’larını alma haa oğlum.

Ozanoğlu
Ata nasihati başım üstüne,
Her sözünden memnun olurum baba.
Dost olurum daim Allah dostuna,
Hayır duasını alırım baba.

Âşık Şefkâtî
Hayatı, imanı, bilgiyle donat,
Yaratılmış her şey en güzel sanat,
Riyakârda olmaz kudüm meymenet,
Gösterişe namaz kılma haa oğlum.

Ozanoğlu
Bilgi güçlü silah ve güçlü iman,
Cahile, mazluma çiledir zaman,
Borcumdur kılarım kazaya komam,
Allah için namaz kılarım baba.

Âşık Şefkâtî
Gücün yettiğince yardımlaşan ol,
Hasta ziyaret et, darda koşan ol,
Hatır gönül soran, selamlaşan ol,
Zarara, ziyana, gülme haa oğlum.


Ozanoğlu
Kanını ve ahlakını taşırım,
Gücüm nispetinde yardımlaşırım,
İnsan olanlarla selamlaşırım,
Üzülecek yerde gülemem baba.

Âşık Şefkâtî
Nerde fitne görsen çık kes yolunu,
Kovucuyu tersle bur pis dilini,
Ahmaklığı uzak tut, tutma elini,
Aptalla hizaya geçme haa oğlum.

Ozanoğlu
Sen öğrettin kıracağım belini,
Zaten sevmem kovucunun dilini,
Şeytan tutsun ahmakların elini,
Alçakla hizaya geçemem baba.

Âşık Şefkâtî
Sen ki soyun Türk’tür dininse İslam,
Korkma sana sığmaz yönünse İslam,
Düşmanın pek çoktur seninse İslam,
Bunları aklından silme haa oğlum.

Ozanoğlu
Türk İslam doğmuşum Allah’a şükür,
Kâbe’yi sevmişim Allah’a şükür,
Gaflette kalırsam yüzüme tükür,
Aklımı aklımdan silemem baba.

Âşık Şefkâtî
Bu şuur olmalı her bir neferde,
Kıyamete kadar haçlı seferde,
Vatana kaç şehit mesut göklerde,
Her güleni dostun bilme haa oğlum.

Ozanoğlu
Türk İslam davası davamdır benim,
Bu şuur huzurum deva ́mdır benim,
Vatanım, namusum yuvamdır benim,
Hainleri dostum bilemem baba.
Âşık Şefkâtî
Büyük deden şehit, dedense gazi,
İnşallah Allah’ım onlardan razı,
Bir gün gelir ise düşman marazı,
Atalardan geri kalma haa oğlum.



Ozanoğlu
Kimi atam şehit sen dahi gazi,
Olmaz mı yaratan sizlerden razı,
Vatan için büyütmedin mi bizi,
Ben sizlerden geri kalamam baba.

Âşık Şefkâtî
Benim bir canım var feda vatana,
Vatansız yaşanmaz minnet ne cana,
Vatan kan yazısı şöyle baksana,
Onu taş ve toprak bilme haa oğlum.

Ozanoğlu
Korkutmaz düşmanım, yıldırmaz şiddet,
Canımız siperdir bedenimiz set,
Türkiye’m payidar ebedi müddet,
Bundan başkasını bilemem baba.

Âşık Şefkâtî
Şahlan oğlum düşman kurşun atanda,
Kaç atan var kefensiz şu vatanda,
Şehit olup şefkatide yatanda,
Kılıcını yere çalma haa oğlum.

Ozanoğlu
Yeis duymam sen yerini alanda,
Utandırmam görev bana kalanda,
Ozanoğlu düşmanlarım gelende,
Gafil sınıfında kalamam baba.
July 5
su perisiwrote:
Aşk mı dedin gülüm, dur hele…Biraz da biz tarif edelim, birazda biz tarifsizliğin tarifini yapalım..



Ne yağacak yanlızlık sahralarına?


Aşk, kime göre yanmak, kimine göre gül, kimine göre de bülbül, bazılarına bakarsak, Hz. Yusuf, bazen de Züleyha... Biz hiç bakabildik mi gönül penceresinden haa…


Bazen parıltılı bir efsane, bazen şiir-âne.. Bazen de, gönül kalemiyle çizilen ve anlatılan avâre.. Aşk dedik ya gülüm çaresizlik değil, çare üretmektir çaresizliğin gölgesinde …


Aşk, yanmak değil, İbrahim-î bir muhabbetle yanmaktır…


Aşk, Mevlanâ değil, onun özüdür..
Aşk, Yusuf değil, onun hayasıdır..


Aşk, Yunus değil, onun sevdasıdır… Bence aşk odundur gülüm odun… Şaşırma bakma öyle tuhaf tuhaf yüzlere, doğru duydu kalp kulağın, odun diyorum.. Hani şu Yunus’un dağdan muhabbetle kestiği, aşka hangisi yakışır deyip muhasebe ettiği, kalem gibi bulmak için saatlerin verdiği odundan bahsediyorum… Muhabbet kapısından eğri girilmez…Şerefliler kapısından nefsine uyanlar geçemez… Zoru bulmak değil zora kolay sıfatını koyabilmektir..


Aşk, güller arasında sevgiliğe hitap değil, dikenlerin arasından dikenlere dokundurmadan sevgiliyi geçirmektir…


Aşk, parmakta bir halka değil, kalpte tokmak olmalı…Çevirdiğin zaman tokmağı, cenneti aşmalı… Kapattığın zaman, nur cemali seyretmeli insan…


Aşk, bin yıl seni seviyorum naraları atmak değil, bir gecenin yalnızlık elbisesi giydiği, buz gibi bir havanın nefesleri kestiği, imkanların kesip imkansızlıkların başladığı, bir noktada sevgilinin elini tutup soğuğa inat bir sıcaklıkla, sessiz bir feryatla, “ İYİKİ VARSIN YAR” deyip muhabbetle, gözlerinin içine hasretle bakmaktır…


Aşk, şaşalı, pahalı dünyevî bir hediye değil “ MUHAMMED-Î BİR MUHABBETLE“ önemsemek ve önemsenmektir…



alıntı
July 4

Zamansızdı gelişin yüreğime,
Hazır değildi yorgun kalbim seni sevmeye...
Yaralıydım hem de ağır yaralı,
Kaderim ise baştan kara yazılı...
Kuytuma çekilmiş sonumu beklerken sessiz sedasız,
Aniden girdin hayatıma sorgusuz sualsiz...

Şimdi ise yüreğim bir başka atıyor,
Seninle günlerim anlam kazanıyor,
Her geçen saat sana duygularım akıyor,
Hissediyorum içimdeki ses sana aşkını itiraf ediyor.

Duy sesimi birtanem,
Yorgun yüreğim seni seviyor...

July 4
_____(""(``"´´)")
_____) ....¨¨. .¨¨(
____ / ..... (6 _ 6)'\
____ \ ..... ). ( 0 ) '/ .. ;@;
____,-`. ----- ‘=’ -´_;@;@;
___ /__ |...... `o´.\' .\,(|)_GÜNAYDIN
___ (,,,,,) ....... o ...|'_ /|\
____/'.====`( )’=|
___ '|----'...............|___ ;@@;__ ;@@;
_,;;, |.............. /... /___;@@@;_;@@@;
_)_(.|_______/__/_____ \|/_____\|/
_\|/_ (______)) _))___ (( ))___(( ))







Uzaklardan bir ses olmanı isterdim, bir selam, bir nefes...
"Üşüme" diye seslenmeni isterdim... Bir el olmanı isterdim, bir kol... "Özledim" deyip sarılmanı...

En karanlık yerinde düşlerimin çıkıp gelmeni isterdim. Kınalı bir bahar gibi, umut ışığı olmanı isterdim hayatıma...
Gelseydin ve yaslasaydım başımı omuzuna, ağlasaydım doya doya ...

Geçerdi üşümesi yüreğimin, geçerdi üşümesi içimin, kirpiklerimde yağmurlar dumanlanmazdı biliyorum...

Seninle suları yeşil bir ırmağın kıyısında buluşmak, saçlarının kokusundan öpmek, içime çekmek ve serin soluğundan içmek, sana sarılmak, kucaklamak, uçmak isterdim…

Ama nafile, aramızdaki bütün yollar kapalı... Bütün dallar kesik... Yokluğun buz gibi soğuk...

Üşüyorum...

Yüreğim de donmuş sanki. Gözlerimde...
Ateşler içinde bedenim...
Öyle bir üşüme ki, hiç bir şey ısıtmıyor artık. Bütün uzuvlarım uyuşmuş. Ezip geçiyor ruhumu acılar...

Yoksun işte, kalbimin kuyusu en hazin sesle inliyor şimdi. Kirpikleri kırılan bir zamanın teninde, ağrılı şiirler topluyorum gecelere
şimdi...

Bilirim, sevmek ve özlemek bir ateşe dokunmaktır; yakmaktır yüreğini yangınlarda. Ama ben üşüyorum.
Yokluğun buz gibi soğuk.
Yakacak bir şeyimde yok…

Ağlıyorum, buza dönüşüyor gözyaşlarım… Ağlıyorum, akıp gidiyor gözyaşlarım çağlayanlara… Bakakalıyorum ardından çaresiz…

Ah! bir el olsan dokunsan alnıma, okşasan saçlarımı bir anne şefkatiyle.. Geçerdi ağrısı başımın, geçerdi biliyorum...
Bir gül olsaydın bahçemde, koklasaydım nefes nefes, çekseydim içime derin derin...

Bir göz olup baksaydın gözlerime, çekip alsaydın içindeki hüznü...
Ah! bir bilsen nasıl sevinirdi yüreğim, nasıl sevinirdi dudağımdaki gelincik, kapımdaki akasya...

Susuyorum artık derin derin... Ve sessizce soluyorum bir hazan yaprağı gibi...

Oysa ne kadar çok hasretim konuşmaya, anlatmaya
anlaşılmaya...
Oysa ne çok istiyorum, tüm bedenimden söküp almanı yalnızlığımı, hicranımı bir tılsımla...

Yüreğim kanrevan, dikenler acımasız, ayaklarım kırık koşamıyorum artık doruklara, menzil uzak...
Gel. Yüreğim ol seher gülüm, her ölümümde bana yeniden hayat ver. Elim ol, ayağım ol, canım ol...

Gecem - gündüzüm ol...

Ağlayan gözlerim ol her damlada yeniden doğur beni, yeniden doğur umudumu.

Her öldüğümde yeniden yarat ki, seni ne kadar
özlediğimi anlatayım yeryüzündeki bütün canlı cansız varlıklara, ne kadar çok sevdiğimi ...

Önce sen gel sevdiğim.. solmadan resimler, şiirler sislenmeden... İslenmeden geceler ... Sonra ölüm gelsin..
July 4